En son ne zaman şarkı söylemiştiniz? Şöyle bağıra bağıra, yürekten.
Hatırlıyor musunuz ilk öğrendiğiniz şarkıyı? Çocukluğunuzun bu tatlı hatırasını.


Mini mini bir kuş.
Arkadaşım Eşek.
Küçük Kurbağa.
Hangisiydi?

Ne güzel şeydir şarkı söylemek. Kimi zaman parkta, okul yolunda, kimi zaman dost
masasında. Peki hiç düşündünüz mü bu şarkıların size neler kattığını? Müziğin yaşamınıza
olan etkisini. Size getirdiklerini, hayatınıza kattıklarını.
      

Tarih içinde çok geniş anlamda kullanılmış müzik. Tedavide, ağıtlarda, savaşta, eğlencede.
Psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır mesela. Orta çağda ve batılı ülkelerde
ruhlarına şeytan girdi diye akıl hastaları işkenceye maruz kalırken 2.Beyazid döneminde
Edirne’de yaptırılan hastanede hastalar müzikle tedavi ediliyordu. Evliya Çelebi’nin bu
konudaki kayıtlarında doktorların hastaları çeşitli müzik makamları kullanarak tedavi ettiği
bilgileri görülebilir. İbn-i Sina müziğin tıptaki rolünü şöyle tanımlar;

“Tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak,
ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek, onu
sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.”


Başta W.A.Mozart’ın eserleri olmak üzere klasik müziğin canlılarda verimlilikteki pozitif
etkileri de tıbben kanıtlanmıştır. 16 desibelin altında dinletilen barok müziğin de çocukların
algılama yeteneğinin gelişmesindeki etkileri bilinmektedir. Beyin haritalama tekniğinde ses,
melodi, vurgu ve ritmin beynin sağ yarımküresinde, frekans ve ses ile ilgili değişmelerle
müzikle ilgili düşünce kalıplarının beynin sol yarımküresinde görüldüğü gözlenir. Diğer
taraftan korku, öfke ve keyif gibi etkiler duygusal bellek ve düzenleyici olan limbik sistemine
işlenir. Müzikle çok ilgilenenlerin beyinlerinin orta kısmında köprü görevini gören “corpus
callesum” fazla genişlemiş olduğu görülür.


Müzikal çalışmalar dil gelişimine¸ sosyal ve duygusal beceri gelişimine¸ okul öncesi
kavramların geliştirilmesine katkıda bulunur. Araştırmalar ortaya koymuştur ki otistik
çocuklar¸ müzikal alanda¸ normal çocuklardaki kadar iyi bir performans gösterebilmekte ve
müzikal olan işitsel uyarılara¸ diğer işitsel uyarılardan daha sık ve uygun tepkiler
vermektedirler. Dikkatleri ileri derecede bozuk olan aşırı hareketli hiperaktif çocuklar müzikle
tedaviden çok faydalanmaktadırlar. Abikoff adlı bir araştırmacı 1996 yılında yaptığı bir
çalışmada müzik dinleyerek ders çalışan hiperaktif çocukların dikkati sürdürme ve odaklama
yeteneklerinin¸ buna bağlı olarak da aritmetik çözme performanslarının arttığını keşfetmiştir.
Müzikle tedavinin çok etkili olduğu bir başka bozukluk grubu ise zekâ gerilikleridir. Zekâ
geriliği olan kişilerde öğrenmekte zorlanma¸ eğitim ortamlarında sıkılma ve öğrenmekten
kaçınma davranışları sıklıkla görülmektedir. Müzikterapi¸ eğitim ortamını eğlenceli bir hale
getirmektedir. Bu, çocuğun kaçınma ve sıkılma davranışlarını en aza indirmektedir.
Duygusal¸ hareketsel ve iletişimsel beceriler artmaktadır. Okul öncesi ve okul dönemi
bilgileri çok kısa sürede ve kolaylıkla öğretilebilmektedir. En esnek terapi araçlarından olan
müzik¸ müzikle tedavi yönteminin her alanda kullanabilmesine imkan sağlamaktadır.

Bu kadar faydası varken neden uzak duralım müzikten? Bırakalım çocuklar şarkılar söylesin
sokaklarda. Türküler yankılansın dere kenarlarında. Senfoni orkestraları eşlik etsin türkü
söyleyen çocuk korolarına. Çoksesli çocuk koroları kurulsun her ilçede. Farklı kültürlerden
çocuklar aynı sahnede buluşup o eşsiz lezzetli pastayı oluştursun.


Dünya şarkıları söylesin hayatın çiçekleri.